Mutlu kelimesine çok benzeyen. Sanki umutlu olan mutlu oluyor gibi.
çevresi gençlerden oluşan genç bir tıp öğrencisi olarak söyleyebilirim ki çevremde gerçekten kendini mutlu, ekonomik açıdan yeterli gören, gelecekte de yeterli ve mutlu olabileceğini düşünen birini tanımıyorum. memur ailemizin bize gönderdiği para ve kyk ile artık gerçekten kaliteli bir şeye sahip olamıyoruz. bölümü zevkle okuyanlar bile şiddet haberlerinden illallah etmiş durumda. ekonomik ezilme, daha elimize alamadığımız mesleğimizin şimdiden oluşmaya başlayan stresi, adaletsizlikler ve eşitsizliklerle dolu bir ülkede bunun üzerine bir de birer kadın olarak her gün öldürülen, tacize uğrayan kadınları okumaktan tükendik. umuttan bahsediyorsak çevremdeki insanların en büyük umudu c1 seviye almanca öğrenip çekip gitmek. bense türkiye'de kalıp belki şiddet görmem, tacize zaten uğruyoruz da tecavüze uğramam, belki 50 yaşıma geldiğimde yandaş müteahhit çocuklarının bindiği arabaya binebilirim umuduyla çalışmaya devam edeceğim.
Bir nazım hikmet şiiri video
Umut
İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar doğar güneş doğarken
Ve güneş doğarken çöp kamyonları
Ölüleri toplar kaldırımlardan
İşsiz ölüleri aç ölüleri
İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar geçer güneş doğarken
Ve güneş doğarken köylü aile
Erkek kadın eşek ve karasaban
Saban koşulu eşekle kadın
Toprağı sürerler toprak bir avuç
İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar geçer güneş doğarken
Ve güneş doğarken ölür bir çocuk
Bir Japon çocuğu Hiroşima'da
On iki yaşında ve numaralı
Ve ne boğmacadan ne menenjitten
Ölür 1958'de
Ölür bir Japon çocuğu Hiroşima'da
945'te doğduğu için
İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar doğar güneş doğarken
Ve güneş doğarken tombul bir adam
Yatağından çıkar dalgın giyinir
Bugün kimi kime gammazlamalı
Amirin gözüne nasıl girmeli
İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar geçer güneş doğarken
Ve güneş doğarken zenci şoförü
Ağaca asarlar yol kıyısında
Gaz yağına bulayarak yakarlar
Sonra kimi kahve içmeye gider
Kimi saç tıraşı olur berberde
Kimi dükkanını açar erkenden
Kimi genç kızını öper alnından
İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar doğar güneş doğarken
Ve güneş doğarken güneş doğarken
Ve güneş doğarken mahpus kadını
Kayışla masaya bağlı sırtüstü
Çıplak memeleri al kan içinde
Sorguya çekerler bir bodrumda
Sorguya çekenler sigara içer
Biri yirmisinde altmışlık biri
Gömlekleri terli kollar sıvalı
Ve kum torbaları elektrodlar
İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar geçer güneş doğarken
Ve güneş doğarken gül yaprağına
Uçak alanından sessiz pilotlar
H bombası yükler tepkililere
Ve güneş doğarken güneş doğarken
Otomatik silahlarla biçilir üniversitelilerle işçiler
Ve akasya ağaçları bulvarın
Pencereler balkondaki saksılar
Ve güneş doğarken devlet adamı
Konağına döner bir ziyafetten
Ve güneş doğarken kuşlar ötüşür
Ve güneş doğarken güneş doğarken
Genç bir ana bebesini emzirir
İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar geçer güneş doğarken
Ve güneş doğarken ben bir geceyi
Bir uzun geceyi gene uykusuz
Ağrılar içinde geçirmişimdir
Düşünmüşüm hasretliği ölümü
Seni memleketi düşünmüşümdür
Seni memleketi ve dünyamızı
İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar geçer güneş doğarken
Ve güneş doğarken hiç umut yok mu
Umut umut umut
Umut insanda
Umut
İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar doğar güneş doğarken
Ve güneş doğarken çöp kamyonları
Ölüleri toplar kaldırımlardan
İşsiz ölüleri aç ölüleri
İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar geçer güneş doğarken
Ve güneş doğarken köylü aile
Erkek kadın eşek ve karasaban
Saban koşulu eşekle kadın
Toprağı sürerler toprak bir avuç
İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar geçer güneş doğarken
Ve güneş doğarken ölür bir çocuk
Bir Japon çocuğu Hiroşima'da
On iki yaşında ve numaralı
Ve ne boğmacadan ne menenjitten
Ölür 1958'de
Ölür bir Japon çocuğu Hiroşima'da
945'te doğduğu için
İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar doğar güneş doğarken
Ve güneş doğarken tombul bir adam
Yatağından çıkar dalgın giyinir
Bugün kimi kime gammazlamalı
Amirin gözüne nasıl girmeli
İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar geçer güneş doğarken
Ve güneş doğarken zenci şoförü
Ağaca asarlar yol kıyısında
Gaz yağına bulayarak yakarlar
Sonra kimi kahve içmeye gider
Kimi saç tıraşı olur berberde
Kimi dükkanını açar erkenden
Kimi genç kızını öper alnından
İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar doğar güneş doğarken
Ve güneş doğarken güneş doğarken
Ve güneş doğarken mahpus kadını
Kayışla masaya bağlı sırtüstü
Çıplak memeleri al kan içinde
Sorguya çekerler bir bodrumda
Sorguya çekenler sigara içer
Biri yirmisinde altmışlık biri
Gömlekleri terli kollar sıvalı
Ve kum torbaları elektrodlar
İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar geçer güneş doğarken
Ve güneş doğarken gül yaprağına
Uçak alanından sessiz pilotlar
H bombası yükler tepkililere
Ve güneş doğarken güneş doğarken
Otomatik silahlarla biçilir üniversitelilerle işçiler
Ve akasya ağaçları bulvarın
Pencereler balkondaki saksılar
Ve güneş doğarken devlet adamı
Konağına döner bir ziyafetten
Ve güneş doğarken kuşlar ötüşür
Ve güneş doğarken güneş doğarken
Genç bir ana bebesini emzirir
İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar geçer güneş doğarken
Ve güneş doğarken ben bir geceyi
Bir uzun geceyi gene uykusuz
Ağrılar içinde geçirmişimdir
Düşünmüşüm hasretliği ölümü
Seni memleketi düşünmüşümdür
Seni memleketi ve dünyamızı
İşler atom reaktörleri işler
Yapma aylar geçer güneş doğarken
Ve güneş doğarken hiç umut yok mu
Umut umut umut
Umut insanda
1970 yapımı yılmaz güney’in yazıp, yönettiği ve başrolünü üstlendiği film. Beni en çok etkiliyen yılmaz güney filmi.
Umudu doğuran şeyin çaresizlik, yokluk olduğunu, elinde hiçbir şey kalmayan insanın umuda bel bağlamak zorunda kaldığını, arabacı cabbar kardaş’ın çaresizliği ve fakirliği üzerinden gerçekçi tarzıyla anlatmış yılmaz güney.
Evi olmayan insan güzel bir ev için umuda bel bağlar, parası olmayan insan para için umuda bel bağlar, yani kısaca “umut” bir şeylerin eksikliğidir diyor film kısaca.
“Ekmeğimizi bize verin, umut sizin karnınızı doyursun”
Umudu doğuran şeyin çaresizlik, yokluk olduğunu, elinde hiçbir şey kalmayan insanın umuda bel bağlamak zorunda kaldığını, arabacı cabbar kardaş’ın çaresizliği ve fakirliği üzerinden gerçekçi tarzıyla anlatmış yılmaz güney.
Evi olmayan insan güzel bir ev için umuda bel bağlar, parası olmayan insan para için umuda bel bağlar, yani kısaca “umut” bir şeylerin eksikliğidir diyor film kısaca.
“Ekmeğimizi bize verin, umut sizin karnınızı doyursun”
“Fakirin ekmeği” olduğunu söylerler ama karın doyurmadığı kesin.
Fakirin ekmeğidir
bundan bir ay öncesi başka birisi bu dediklerimi söylese onu ıslak soppayla döverdim. fakat artık görüyorum ki bu gezegende umut edecek hiç bir şey kalmamış durumda. elinde balta, altında ağaç dalı kes babam kes yaşayan insanlar gibiyiz hepimiz. bireysel ve toplumsal yaşamlarımızın özeti bu. biçimlerimiz muhteşem. özümüz çürümüş bile değil. zira bir öz kalmamış artık.
tanım: artık edilecek şey değildir.
tanım: artık edilecek şey değildir.
umut ve arkadaşlık arasındaki denklem gerçekten zor bir denklemdir, bir çok insanı yanılgıya düşürebilir.
kimine göre ışık kimine göre karanlıktır. bazıları da gri görür. bazıları için mavinin tonlarıdır bazıları içinse yeşilin.
renklerde, müziklerde, yazılarda küçük kırpıntılardır umut. minik kuşlar minik yürekleriyle uçarak bulurlar bu kırpıntıları içlerinde taşımak, beslenmek için. bulduklarında yaşamaya devam eden bu kuşlar neşeyle uçarlar. bulamadıklarında ise kederlenir ölürler kendilerini denizlere atarak.
belki de bir nefestir almak için çırpındığımız ciğerlerimizde. küçük bir oksijen bize ne kadar da yaşadığımızı, sevinçlerimizi, mutluluklarımızı, umutlarımızı gösterir.
bazense bir oyundur geleceğe umutla baktığımız.
karanlık çağları aydınlatan bir mum ışığıdır. kendini eriterek var olur ve erittikçe daha da güçlenir bu ışık. karanlıklara saldırırcasına başlar hayata gözlerini kapatarak.
renklerde, müziklerde, yazılarda küçük kırpıntılardır umut. minik kuşlar minik yürekleriyle uçarak bulurlar bu kırpıntıları içlerinde taşımak, beslenmek için. bulduklarında yaşamaya devam eden bu kuşlar neşeyle uçarlar. bulamadıklarında ise kederlenir ölürler kendilerini denizlere atarak.
belki de bir nefestir almak için çırpındığımız ciğerlerimizde. küçük bir oksijen bize ne kadar da yaşadığımızı, sevinçlerimizi, mutluluklarımızı, umutlarımızı gösterir.
bazense bir oyundur geleceğe umutla baktığımız.
karanlık çağları aydınlatan bir mum ışığıdır. kendini eriterek var olur ve erittikçe daha da güçlenir bu ışık. karanlıklara saldırırcasına başlar hayata gözlerini kapatarak.
Tükenebilir enerji kaynaklarından sadece biri...