snowboarding

siz kış insanısınızdır. soğuk mevsimde doğmuş, daha çocukken pencereden saatlerce kar yağışını beklemişsinizdir. yaşınız ilerlese de bu huyunuzdan hiçbir şey kaybetmemişsiniz ve yurda ilk kar tanesinin düşmesiyle kendinize kış tatili planları yapmaya çoktan başlamışsınızdır.

sonunda beklediğiniz tatil başlar. birkaç saatlik uykuya rağmen sabahın köründe daha etraf doğru dürüst aydınlanmadan bu tutku için ayakta olursunuz. bugün birkaç yıllık kayak tecrübenizden sonra ilk defa snowboard yapacağınız gündür. gözünüzün önünden youtube' da saatlerce izlediğiniz eğitim videoları akıp gider. sıkı bir kahvaltı yaptıktan sonra takımlarınızı ve botlarınızı giyer, boardınızı alırsınız ve telesiyej sırasına girersiniz. telesiyejde yükseldikçe dağ daha da soğuklaşır, soğuk arttıkça heyecandan çılgınlar gibi atan yüreğinizi de hissetmemeye başlarsınız. zirveye çıktığınızda size göz kırpan eşsiz manzaraya uzunca bakarsınız. derin bir nefes alırsınız. yaşadığınızı hissedersiniz.

botlarınızı bağladıktan sonra bedeniniz kaybolur, ruhunuzla baş başa kalmışsınızdır. hafiflemişsinizdir. nitekim bedeninizi yok saymanız faydanıza olacaktır çünkü öğrenirken çok düşersiniz, çok acı çekersiniz, düştükçe düşmeye alışırsınız. düşmekten keyif almaya başlarsınız. her düşmenizde ''vuhuu bu çok iyiydi '' deyip 3 saniye içerisinde yeniden kaymaya devam edersiniz. düşünce iyi misin diye soranlara sırıtarak ve bağırarak ''mükemmelim'' dersiniz. bu bir yöne hayat dersi bile sayılabilir. düşmenin sadece snowboard'ın doğasında değil tüm hayatın doğasında olduğunun iyice farkına varırsınız ve yılmadan, usanmadan her zaman ayağa kalkmanız gerektiğinin bilincine varırsınız.

eğer spor geçmişiniz, atletik bir yapınız varsa birkaç saat içerisinde dengede durmayı öğrenir, topukta geniş `slalom`lar yapmayı çözersiniz. parmak ucunda kaymayı denerken yeniden defalarca ve bu sefer daha sert düşüşlere maruz kalırsınız. bilekleriniz, kalçanız, dirsekleriniz yoğun darbeye maruz kalır. pes etmediğiniz sürece ve özgüveniniz sağlam olduğu sürece parmak ucunda kaymayı, etkili frenlemeler ve slalomlar yapmayı da öğrenirsiniz.

bundan sonrasının adı özgürlüktür işte, adrenalindir, tutkudur ve tabi biraz da deliliktir. insanın, toplumun bütün pisliklerinden, siyasetten, aptal insan ilişkilerinden kurtulup fabrika ayarlarına dönmesidir.

sonraki sabah artık öğrendiklerinizin çoğu omuriliğinizdedir. bazı şeyler refleks haline gelmeye başlar.

daha önce girmediğiniz bir piste girersiniz. bol kar vardır. daha kimse üzerinden geçmemiştir. tozlu ve yumuşak karın oluşturduğu zemin, bakir bir şekilde boylu boyunca önünüzde uzanır. kulağınızda çalan müthiş ambient müzik `:aphex twin - rhubarb`ve snowboardınızdan çıkan tarif edilmez ses müthiş bir uyum içerisindedir. keskin dönüşlerinizle sağınızdan solunuzdan uçuşaran kar bulutları size uçtuğunuzu hissettirir. gözlerinizi beyaz, zarif elbiselerini giymiş çam ağaçlarına ve onların hemen arasından beliren henüz yeni doğmuş güneşe dikersiniz. kartpostal gibidir. bu dünyada yaşayan tek insan olduğunuzu hissedersiniz o an. nefesiniz kesilir. zaman dursun istersiniz. daha özgür hissettiğiniz başka bir zaman yoktur.

muhteşem insanlarla tanışırsınız `telesiyej` ve `teleski`yle yukarıya çıkarken.
belki de zarif bir kayakçı kadınla tanışırsınız. sevgililer gününe ve ortalıkta dolanan vıcık vıcık çiftlere rağmen dans ede ede bütün tepelerden inersiniz onunla. düşersiniz hemen yanınızda biter. '' heey iyi misin, canın yandı mı ? '' diye sorar. günün sonunda birbirinize elveda edersiniz. dağda olan dağda kalmıştır.

otele döndüğünüzde her yeriniz ağrır, kolunuzu oynatamayacak duruma gelirsiniz ama bunlar size koymaz. gözlerinizi kapar kapamaz gün içerisinde yaşadığınız hisler gelir aklınıza. arkadaşlarınızla sıcacık muhabbetlere girersiniz. onlara nasıl da kötü düştüğünüzü ve kolunuzu incittiğinizi gülerek, kahkahalar atarak anlatırsınız. sonra da ağrılarınız, yorgunluğunuz ancak yoğun bir huzur içerisinde mışıl mışıl uyursunuz.

işte öyle bir spordur snowboarding. benim ilk deneyimlerim böyleydi kendisiyle.
çok söylenmiş ama gerçekten zehir gibidir. kana bir kere girince bir daha kurtulamıyor insan. şimdiden yeni tatil planlamalarını yaptım. şimdi sırada `kartepe` ve `uludağ` var.

edit: işbu entry ekşi sözlük'te yazmış olduğum entry'nin alıntısıdır.
yine bir naylon cerrahın bipolar koteri yazısı. yüreğine sağlık hocam.
hayatımda yapmayı becerebildiğim nadir etkinliklerden. malum kar denilen olgunun göbeğinde doğduk büyüdük, atasporu oldu artık. swh

içerik kuralları - iletişim