Müzeden çıkıp kendime bir kahve ısmarlamak için yürürken gördüğüm bir kafeye oturuyorum. Bu haftasonu osman hamdi bey’e doydum diyebilirim. Yunanca hoş şarkılar çalıyor, nostaljik bir hava yaratılmış. Yakışıklı bir garsonları var, lattesi pek güzel değil ama ortamı sevdim. Arkadaşımla konuşuyorum telefonda, ilk günümde bölümümde bir asistan vefat etti. Tatsız bir başlangıç oldu diyorum, klinikteki herkes tatsız. Ben de öyle insanlarla tanışasım bile gelmiyor cenaze evi gibi. 2 yıl tek başıma küçük kliniğimde amir olarak çalıştıktan sonra insanların egosunu çekmek zor gelecek gibi diyorum. Sürekli kıdem muhabbeti, uzaklaşmışım üniversite ortamından garibime gidiyor. Epey yoğun bir yer ayrıca. Alışırsın diyor bu ışıltılı hayatı sen seçtin. Etrafa bakıyorum gülümsüyorum. Kafenin her tarafına minik ışıklardan süslemeler yerleştirmişler. Renkli ve sarı yanıp sönüyorlar. Evet diyorum gözlerim ışıltılarda, ben seçtim haklısın. Uzun süre ışıkları izliyorum, taksimde binaların arasında ne kadar görebilirsem o kadar görebildiğim gökyüzüne bakıyorum. Bir mutluluk yayılıyor içime. Alışırım.