tıbbiyeli günlük

sevgili günlük...
o kadar yazar olmaya hevesliyken yazdıklarımın birçoğunun reddedildiğini gördüm. kurallara uydum sanıyordum ama? inşallah biri beni bilgilendirir ya da bu sefer bir aksilik çıkmaz. hepsini düzenledim. *

edit: işte yeniden hepsini düzenledim.
ne olur sevgili günlük, dışlamasınlar beni.
bugün bulunduğum yerde çevreye bakınırken, yolun kenarındaki yokuşu tırmanmaya çalışan bir kaplumbağa gördüm. fakat nasıl olduysa birdenbire aşağı yuvarlanıp ters döndü. ayakları üzerine dönebilmek için çırpınıp duruyordu ama bir türlü başaramıyordu. yardımına koştum. sanırım karşı tarafa geçmek istiyordu. onu yolun karşı tarafındaki yeşillik alana taşırken kalp atışlarını ellerimde hissetmem beni öyle etkiledi ki...
onunla konuştum, daha dikkatli olması konusunda öğütler verdim. ona iyi şanslar diledim.

tanım: tıbbiyeli yazarların gün boyunca gördüklerini, yaşadıklarını, hissettiklerini içinden geldiği gibi yazıya dökmesidir.
sevgili günlük. başardım ve bunun verdiği tatlı gülümseme her şeye rağmen değer.* asla vazgeçme sakın pes etme.*
geleceğimle ilgili birtakım kararlar aldım bugün (herkesin her gün alıp sonra vazgeçtiği türden) uzun bir süreç tabi, oturduğumuz yerden istemekle dünyada bir şeyleri değiştiremiyoruz maalesef harekete geçmek gerekiyor. şu zamana kadar hep elim kolum bağlı sanıyodum bu yaşımda ne yapabilirim ki, ben cesaret edemem diyordum ama hareketime engel olan tek şey benim bunu da daha yeni fark ettim. yapmadığım, çekingenliğimden dolayı geri durduğum şeylerin pişmanlığını yaşamak istemem. ailemin, arkdaşlarımın desteğinin farkındayım bu entry 1 yıllık kalkınma planımın emsali olsun
ulan istanbul diye bir dizi vardı bilir misin, o dizinin bir bölümünde anneler, bilmem neden, diskoya gitmişlerdi. diskoya, o mekana, ışıklara, sese ve dansa ait hissetmiyorlardı; "ben sizden değilim" bakışlarının altındaki "ben sizi iyi bilirim" hakimiyetiyle hemen işlerini halledip eve dönmenin ve eczane poşetlerindeki oyaları çıkarıp işlemenin peşindelerdi.
işte dün, sevgili günlük, black metal konserindeydim. ambiyansa uymayan açık renkli tişörtüm, dövmesiz vücudum, hanfendiliğim ve nur yüzümle yanımdaki yöremdeki tiplere bakıp derin estağfurullahlar nida ederken ansızın fark ettim: ben eczane poşetli bir anneydim. başım hafifçe eğik, bir kolumu öbürüyle destekliyor ve sağ kulağımı kapatıyordum (ben vokalist olsam bu duruşa alınırdım.) megadeth tişörtlü abilerin megadeth tişörtsüzlüğümü ayıplar bakışları umurumda değildi.
bu aydınlanmadan sonra koca evrendeki yerim netleşti. evet. ben buydum işte. şimdiye kadar bulunduğum tüm ortamları ve tanıştığım tüm insanları tekrar düşündüm, zaman ve mekan farklı olsa da değişmeyen tek şey eczane poşetliliği absürdlüğünü hissetmemdi. ben ozan akyol olsam mesela, "kendini ötekileştirenlerin ortak özellikleri" adında eczane poşeti üzerinde uçtuğum bir video çekerdim. ben buydum, bi iş için gelmiştim ve eve dönüp poşetimden çıkaracağım oyayı işlemek istiyordum hemen. ben eczane poşetli bir anneydim.
edit: akla gelen umut sarıkaya alıntısı https://eksiup.com/p/8v198191iwhn
abidin dino'nun çok sevdiğim bir çizimini işledim. bir yandan havlupandan sızan suyun sesini takip ediyor bir yandan müzik dinliyor bir yandan ipi iğneye geçirmeye çalışıyordum. dünyadan payıma düşeni almış ve kabullenmiş gibiydim, dünya zaten ipten iğneden ve kulağıma gelenden ibaretmiş gibiydi.
https://eksiup.com/p/6j253001hp93
(bkz:ders çalışmamak için yapılan anlamsız hareketler)
sevgili günlük, hayatımın aşkıyla ne zaman karşılaşacağım? her şeyi yoluna koydum sayılır ama bir şeyler hala eksik. neden mutlu olamıyorum? bir de aşkı denemek istiyorum. belki o yüzümü güldürür.

ayrıca lanet olsun kapitalist düzene ve bu düzenin farkında dahi olmayan koyunlara.
her gün kapkara bir kedi gördüğüm yerde bugün oynaşıp koklaşan bir çift insan gördüm ve "kediden izin aldınız mı?" dedim. içimden.
bir şekilde temas ettiğim her şeye ruh tayin etmem beni yoruyor, kediyi de ben düşünüyorum, kedi de ben oluyorum, baktığım gördüğüm her şey oluyorum. "incelikler yüzünden" diyen sertab hanıma selamlarımı yolluyorum.
bugün odamdaki eşyaları biraz temizlemek eski notlarımı,bazı kitapları atmak istedim. birine versem keşke. ya da okula götürüp ortaya bıraksam üzerine not yazsam isteyen alabilir diye alan olur muydu yoksa ortalikta dolanır ve en sonunda çöpü mü boylardi. geri dönüşüme mi götürsem. yoksa direk çöpe mi atsam. işte bunları düşünürken aldım elime telefonu youtubedan eşyalardan kurtulmakla ilgili videolar izledim. ordan selanaya rastladım. neyse lafı fazla uzattım. insan böyle temizliklere girip yüklerini bırakmalı omuzlarından. bazı eşyalar boğuyor beni. bi bunaldım. tus kitapları tüm kitaplığımı kapladı zaten. kullanmadığım enstrümanlar. yaşam detoksuymuş. bir de böyle fiyakalı cümleler söyleyip her şeyden pat diye kurtulacakmışız gibi hissettiriyorlar. 10 adımda 12 adım karikatürü gibi. annem girdi odanda yürüyecek yer yok dedi. son.
sevgili günlük günlerim bok gibi geçmeye başladı. kendimle olan kavgam son bulmuyor ama bazen hafifliyor yine de nüksetmeyi de bırakmıyor şerefsz. bugün kendini sevdiğini söyleyen birine rastladım en son kendimi sevdiğimde 10. sınıftaydım baya da severdim aslında olaylar ne ara buraya geldi bilmiyorum. birkaç arkadaşıma son günlerde kötü hissettiğimi söyledim birisine yorum yapma fırsatı vermeden herhalde regl olcam dedim çünkü bir önceki söylediğim neden bile demeden ben değğğ yaptı ve ben ona niye dedim. yakın arkadaş istiyorum kendime ayrıca sürekli herkesle kahkahalara boğulmaktan bıktım çünkü o an zevk alsam da derinleşen bir arkadaşlık olmuyor. sanırım hiçbir zaman da olmayacak galiba buna alışmalıyım. aslında alışmıştım zaten de bugünlerde yine taktım işte. neyse iki gündür gün ortasında saatlerce uyuyorum gece de on bir oldu mu gözümden uyku akıyor yine uyuyorum sonra sabah asla alarmla uyanamıyorum. bugün de böyleydi yani. yeni uyandım.
  • /
  • 2

içerik kuralları - iletişim