tıbbiyeli günlük – Tıbbiyeli Sözlük
Havalar soğumuş, iki gecedir üşüdüğüm için uyanıyor, üstümü örtüyorum. Balkon çok güzel, gece çok güzel ama ben ne ara yazı bitirdim? Ne ara ilkbahar geldi geçti? Çiçeklerin kokusunu duymadım, hava martta çok soğuktu ve nasıl ılıdığını fark etmedim. Temmuza ve hazirana ne oldu?

Okula gitmeyi bu yüzden istiyorum. Artık ceketlere ve bluzlara geçiş dönemi geliyor açıldıktan birkaç ay sonra, kaban giymezsek bi yerlerimiz donuyor dönemi, 'ulan bu erkekler kısa kolluyla nasıl geziyor'dan ben de artık yazlıkları çıkarıyorum dönemine geçiyoruz. Yürüdüğüm yollardan ağaçların da dönemini görüyorum, havanın hallerini. Zaman yine hızlı geçiyor eyvallah, ama her seferine kendi rengini veriyor.

Neyse. Aylardır evden çıkmamış insan sıkıntısı. Allah sağlık versin, gerisi önemli değil.
sabah sabah yine twitter taciz, tecavüz, öldürme haberlerini okuduktan sonra kaçan kahvaltı isteğimle güne başladım.
Bugün biraz ailem üzerine düşündüm. Tabii ki her birine karşı olan sevgim sonsuz. Ama bir bireyin nasıl bir ailede yetiştiği çok önemli ve ilerideki yaşam tarzını, alışkanlıklarını,yaşam enerjisini etkiliyor. Bizi dışarıdan tanıyanlar ne kadar mutlu bir aile olduğumuzu düşünüyor çünkü neden; ben de abim de toplumda saygın meslekler edindik daha ne olsun(!). Oysaki evimizde en saçma konularda bile büyük tartışmalar çıkabiliyor; sohbet ederken 2 dakika sonra tartışmaya dönebiliyor. Bu yüzden gerçekten mutlu bir aile gördüğümde , ailesini anlatırken o mutluluğu gözlerinde yaşayanları gördüğümde her zaman duygulanırım, imrenirim.
29 yaşında bir adamı gayet huzurlu bir ortamda gün batımını izlerken, bu adamın güzel bir işi, sevdiği eşi, yeni olan bir problemi olmamasına rağmen, tam anlamıyla durup dururken sinirlendirebilen şeye geçmiş denir.



26 yaşında bir kadını güncel hiçbir sorunu yokken, maddi problemleri yokken, aslında herşey yolundayken birden boşluğa daldırıp bütün neşesini kaybetmesine neden olan şeye de geçmiş denir.



25 yaşında başka bir kadını bir koli yumurta, bir alışveriş arabası, bir deri ceket gördüğünde ağlatabilen şeye de geçmiş denir.



aslında geçmemiştir. durup dururken kanser gibi kanar.
onu bir erkek öldürmedi.. intihar etti.

onu öldüren bu sosyal düzendi,

kadınların hayattaki amacının aşk olduğunu dayatan düzen. hava atmalık bir aşk.. öyle bir aşk ki, uğruna ölünür gibi görünen bir aşk.

ruhumuza işlenen o lanet formül..

acı veren aşkın gerçek aşk olduğu hissi.

bizi üzen,

bizi kızdıran..

kafamızı kurcalayıp bizi darmadağın eden aşkın(!).

bu hayatta iki tip ilişki var,

en iyiyi yapmak için çabalamaya sevk edenler ve.

bizi yok eden..

biri bize huzur verir,

diğeri huzuru alır götürür..

neden sürekli yanlış seçimi yaptığımızı aklım almıyor.. neden,

neden bizi darmadağın eden ilişkiyi seçiyoruz?

ama toplum ve klişeler bizi o kaosa sürüklüyor. acının eğlenceli olduğunu öğretiyor ama değil..

yanlış..

acı sapkındır.

heyacanlıdır ama acıdır işte..

sevmeyi tekrar öğrenmeliyiz,

bizim görevimiz budur.
güven mi? annemin.. babamın; en yakınımın, yatağımdaki adamların, yolda bıraktığım dostların hepsi aslında ben'im.
Kendini küçük görmeyi bırak. Sen yürüyen evrensin.

Doğru ve yanlış tüm kavramların ötesinde bir yer var. Sizinle orada buluşacağım. Ruh, çimenlerin arasına uzandığında, dünyanın doğru-yanlış fikirlerinize ihtiyacı olmadığını göreceksiniz.

Üzülme, kaybettiğin her şey başka bir surette bir gün mutlaka geri döner.

Eriyen kar gibi ol, kendini kendinle yıka!

Bırak sular durulsun , o zaman ay ve yıldızların yansımasını kendi varlığının aynasında göreceksin.

Yaraların, ışığın içeri girdiği yerdir.

Sevenler en sonunda bir yerlerde buluşmazlar. Onlar en başından beri birbirlerinin içindedir.

Sadece kalpten gökyüzüne dokunabilirsin.

Senin görevin aşkı aramak değil, ancak onunla aranda kurduğun engelleri aramak ve bulmaktır.

Kapı ardına kadar açıkken neden hapishanede kalırsın?